Okur Yazar Poetika Sayısı

Okur Yazar Poetika Sayısı

SUNU

JUAN GOYTİSOLO’dan (**) …

André Gide’in keskin gözlemine göre: “ göz açıp kapayana kadar anlaşılan bir şey, genellikle iz bırakmaz”, anında sindirilen o yayıncılık ürünü –içindekilerin talihli bileşimi sayesinde “alt yazın”ın onur tablosunda yıllarca, hatta onyıllarca yer tutmayı başaran bazı istisnalar dışında- unutulmaya mahkûmdur.

Yazın metni, ondan farklı olarak, ne hemen tanınmayı, ne de okur yığınını anında büyülemeyi amaçlar. Kendisini “okuyacak” kişileri aramaz, “yeniden okuyacak” kişileri arar, yoksalar, çoğu zaman onları yaratmak zorunluluğunu duyar. İz bırakmak, dal budak salmış yazın ağacına bir şeyler eklemek emelinde olan yazar önceden bilinen bir ortamda, her zamanki alıcının alışkın olduğu kurallara uyarak salınmak yerine, okurun düzenini sarsmaktan, onu bilmediği bir alana sürüklemekten ve ona işin daha başından, kurallarını hiç bilmediği bir oyun önermekten çekinmez. Okurun başlangıçtaki o şaşkınlığı, işaret levhalarının bulunmadığı, ayak basılmamış bir alanda o el yordamıyla ilerleyiş, kitabın sunduğu yeni ülkeyi düzenleyen gizli yasaları keşfetmek için gerilere dönme gereği, ona okumanın keyfini tattıracak, yenilikçi sanat önerisini özümsemek için onu yazarla işbirliği yapmaya yöneltecektir. Farkına bile varmadan, okur “yeniden-okur”a dönüşecek, o sayede okuduğu ve yeniden okuduğu ve sonra yeni baştan okuduğu metni kuşatma ve ele geçirme harekatına etkinlikle katılacaktır. Yine aynı noktayı vurguluyorum, yazınsal yapıtın yazarı, sonuçta, yalnız yapıtını değil, kendi ölçüsüne uygun okur yığınını da yaratır.

Ben, okur olarak, romanları ya da şiirleri daha önceki yazınsal deneyime kafa tutan düzine ve düzinelerce yazar tarafından biçimlendirildim, çünkü o yapıtlar beni metinlerle büyük bir dikkatle, benzersiz biçimde göğüs göğse boğuşmaya zorladılar. Libro de buen amor, Celestina, La lozana andalusa, Don Quijote, Cantico espiritual ve Soledades* çapında metinlerin gücüyle boy ölçüşerek çelikleşen o yeni okur direncim kendi yazım biçemimi oluşturmada belirleyici oldu. O metinlerde aradığım, yazarlarından beklediğim şeyle daha sonra kendi kendimi görevlendirdim. Böylelikle kendi kendimi kitabımın ideal okuruna dönüşmeye zorladım: Şöyle bir okumayla mutlu olan sıradan okuru değil, metinle boğuşmaya, kendi yolunu bırakıp, metnin sarp patikalarına sapmaya yatkın olan, karış karış tarayarak, özendirici bir yeniden yapılandırma sürecini gerçekleştirmek durumundaki okuru hedefledim. Art arda bir dizi okurluk ve yazarlık deneyimim, son 25 yılda benim yaşamımı da, yazın metni anlayışımı da tümüyle değiştirdi: Türün kurallarına uyarak üretilmiş romandan, kendi geliştiği oranda, yasalarını da kendiyle birlikte yaratan yapıta geçtim. Birkaç ay önceydi, bir delikanlı bana yaklaşıp dedi ki: “Son romanınızı okudum, hoşuma gitti.” “İkinci kez okudunuz mu?” “Hayır.” “Öyleyse ya siz kötü bir okursunuz, ya ben kötü bir roman yazmışım demektir.”…

* İspanyol yazınının Ortaçağ’dan bu yana ortaya koyduğu başyapıtlardan yazarı özellikle ilgilendiren ve başka bağlamlarda da sık sık gönderme yaptığı bazıları. (ç.n)

** Juan Goytisolo’nun Metis Yayınları’ndan çıkan, Yeryüzünde Bir Sürgün (1992) adlı kitabından alınmıştır